|
Bugün: 25 Mayıs 2012 / 04:28
SON DAKİKA
Yetim Mehmet
Hiç babasını görmeden büyümüşbir yetim şehit çocuğu Mehmet Karaman, yetim olması ve bu yetimliğini şehit bir babadan almış olması onda büyük bir onur ve aynı zamanda da küçücük omuzlarında hayat boyu taşıyacağı ağır bir yük olarak kalmıştır. Bu hikayenin (Metelin) yaşanılası onurunu bahçede çalışırken bir mola tadında yine kendi diktiği kiraz ağacının gölgesinde içi buruk anlatırken ve inerken gözlerinden yaşlar beni de yavaş yavaş büyütüyormuş aslında sonradan vardım farkına… ‘’Dedem evlendikten hemen sonra askere gider ve uzun yıllar dönemez memleketine malum savaş zamanı yokluk zamanı hiç biriside olmasa şimdiki gibi; vatan sevgisinin yerine olup olmadık sevgiler konulmuyor o zamanlar, giden ya şehit oluyor kalıyor orada ya da gazi olmadan dönmüyor evine, aradan yıllar geçiyor dedemin askerliği 4. yılına giriyor ki; içinde bulunduğu birliği bir ilden bir ile naklediliyor ve birlik Kayseri den geçmek zorunda kalıyor. Bu kadar yaklaşınca yaşadığı ve yıllardır görmediği köyüne durur mu dedem, bir kez olsun görmek için köyünü ve helalleşmek için beklide son kez diyerek firar ediyor ‘’fırsat bu fırsattır’’ diyerek dört arkadaşıyla, İncesu kasabasının seg deresi istikametinden köye 12 km at yok araba yok yayan yapıldak düşüyorlar gece yola, kolay olmasa da gece yarısı Başköyü bulmayı başarıyorlar işte hasretin verdiği ince bir sızıyla. Köye yaklaşınca dedem: arkadaşlar ‘’bu tarla bizim’’ der, tarlanın içlerine doğru ilerlediklerinde birde ne görsünler koca bir yığın arpa, dedem bu sefer der ki: nasılsa arpanın yarısı burada yarın yine geleceklerdir, biz hem arpanın arasına saklanalım hemde bir güzel dinlenelim der. Geceyi orada geçirirler Gün ağardığında ırgatlık dönemi hasat mevsimi sabahın erken saatlerinde çiftçilerin kimisi eşek üzerinde kimisi at kimisi kağnısı öküzüyle tarlaya hareketlilik başlar. Dedem ve dört arkadaşı heyecanla kimle karşılaşacaklarını beklerken büyük dedem birkaçırgatla işçiyle kalabalık halde tarlanın köşesinden belirir. Yıllardır görmediği babasını gören asker Mustafa Çavuş ; heyecanla bulunduğu yerden babasına doğru yönelir, şaşkınlık içerisinde tarlasındaki askerleri gören büyük dedem ise atının yanına yaklaşan Askere: -hayırdır asker ağam bir vukuat mı var der Saç sakal bir birine karışmışüst baş Pelelim perişan aç susuz dört asker ve öz oğlunu tanıyamaz atından inmek ister. Babasının atının gemini eline alır hemen Mustafa ve tutar atın başını -baba benim Mustafa der Yıllardır görmediği oğlunu sesinden tanıyan büyük dedem heyecandan bayılır ve düşüverir zaten ineceği attan aşağıya. Irgatlar koşuştururlar ordan oraya biri bağırır bir testi su getirin hele diyerek ve dökerler büyük dedemin kafasından ağıya, Buz gibi Vali çesmesi suyunu yiyen dedem ayılır ister istemez. Uzun süredir göremediği Mustafa oğluna ve onun asker arkadaşlarına kendi oğullarıymışçasına doya doya sarılır. Yanında gelen ırgatlarından birini hemen geri ata bindirir ve köye geri yollar, Git Bizim hanıma de hazırlık yapsın akşama misafirimiz var der firar ettikleri için aynı zamanda saklanmaları için oğlunu ve dört arkadaşını arpa yığına geri saklar günün karamasını beklerler işçilerde işe devam ederler. Akşam vakti olduğunda herkesin tarladan eve döndüğü gecenin geç vakitlerinde köye dönerler gece özlemini duyduğu oğluna ve arkadaşlarına yemekler yapan büyük ninem ve gelini hazırlan yemekleri bir çoşku ile yerler banyoları yapılır kıyafetleri yamanır sökükleri dikilir büyük dedem oğlu ve arkadaşlarına öküzün birini keser etini kavurma yapıp hepsine denk olarak yolluk yapar, eldeki derilerden ise sabaha dek oğluna ve arkadaşlarına çarık ayakkabı diker, üç gün kalırlar babamın teyzesi bir boş bulunur komşu da ablimde geldi der iş karışır firar eden dedem ve dört arkadaşı dedemin kendilerine hazırladığı üzerleri yiyecek ve giyecek yüklü iki katırla birliklerine katılmak üzere seher vaktinde köyden baba ocağından ayrılırlar işte ayrılış son ayrılış olur bir yıl sonra o gecenin ürünü olan babam Mehmet KARAMAN doğar dedesi 6 yaşına dek bir müddet bakar ve dede ölür.Annesi yakın akrabası ile evlenir akabinde anneyi de kaybeder babasını askerde olan ve başka kimsesi olmayan babamın asker babası askerden hiç gelemez şehit düşer. Ne evlat nede baba bir birini hiç göremez yetim kalan çocuğu babamı köyün muhtarı Mehmet çavuş ve köyün ileri gelen kardeşi sarıYusuf lakaplı Yusuf ağa yanına alır orda büyür ve ömrü çalışmakla geçer . Yusuf aga yanında büyüttüğü yetim şehit oğlu Mehmet karamana evinin büyük kızı Fadime ile evlendirir 6 kız ve birde ben oğlu olmak üzere yedi çocuk sahibi babamın ömrü sefaret içerisinde bizleri büyütüp okutmakla geçmiş: Geçmiş geçmesine de köyde kızlarını ilk o okutmuş Hem de devletin kendisine vermek istediği şehit yetim aylığını kabul etmeyerek. Yukarıda yazdıklarımı bana anlattığı o mola tadındaki kiraz ağacının altında büyüdük biz ve kiraz ağacımızda diğer ağaçlar gibi başkalarının bahçelerine bakmayalım imrenmeyelim diye dikilmişti el aleme karşı ve ne mutlu babama ki o bahçeden sadece biz değil tüm dostlarımız sebeplendi. İşte Ben o Babanın oğluyum İşte ben o çağın Çocuğuyum Bizim için Şehitlik bir vatan borcudur. O yüzden vatanımıza ecdadımıza laf ettirmeyiz. Ve o yüzden biz vatanımızın ve halkımızın hizmetkarıyız Biz halka hizmet Hak a hizmettir diyenlerdeniz ‘’Makamın cennet olsun şehit dedem Mustafa çavuş ve sevgili babam’’ Bu makale 1656 kez okundu Yükleniyor...
YAZARLAR
Tümü
HAVA DURUMU
NÖBETÇİ ECZANE
NAMAZ VAKİTLERİ
SON DAKİKA
SÜPER LİG
|